Sayfalar

9 Nisan 2013 Salı

Yağ Alırken Nelere Dikkat Edilmeli


Sıvı yağlar ve yemeklerde kullandığımız yağlar aslında hayati önem taşımaktadır. Unutmayın ki kalitesi düşük yağların kullanımı kanser gibi birçok önemli hastalıklara yol açmaktadır. Peki yağ alırken nelere dikkat edilmelidir. Piyasada birçok çeşit sıvı yağ satılmaktadır. Ucuz diye alınan yağlar aslında kalitesi düşük olup insan sağlığına doğrudan etki etmektedir. Firmalarda kontrollerin yetersizliğinden yararlanıp insan sağlığını hiçe sayarak bu yağları satmaktadır.
  Diğer önemli bir konu ise piyasada satılan mısırözü, fındık ve diğer yağlarında gerçekte fındık ve mısır kullanılmadan sadece soya yağı kullanılarak yapılan yağlardır. Fiyatı düşürmek için üreticiler fındık ve mısırözü sağlıklı gösterip aslında soya yağı kullanıyorlar. Hem maliyet düşüyor hemde satış karı elde ediliyor.
 Ayçicek yağı ise aldığınız imha edilmesi geren yanık atık yağların damıtılmış ve boyanmış halidir.

Ucuza mısırözü yağı aldığını sananlar aslında soya yağı almış oluyor. Karıştırma yapan firmalar, böylelikle yüzde 30 daha fazla kazanma imkanı buluyor.

Piyasada satılan mısırözü, ayçiçek yağlarına pamuk, soya ve kanola gibi daha ucuz sıvı yağlar karıştırılıyor. Şişenin üzerindeki etiketinde "mısırözü yağı" yazmasına rağmen soya yağı karıştırılan ürünler piyasada yer alıyor. Bazı firmalar ise karışım yapma zahmetine bile katlanmıyor.

Ucuza mısırözü yağı aldığını sananlar aslında soya yağı almış oluyor. Karıştırma yapan firmalar, böylelikle yüzde 30 daha fazla kazanma imkanı buluyor. Vatandaşın sırtından haksız kazanç elde eden bu tür işletmeler, son zamanlarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği'nin denetimlerini sıklaştırması üzerine Anadolu'nun ücra yerlerine kaçtı. 53 büyük firmanın üyesi bulunduğu Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği'nin aldığı yağ numuneleri kimya laboratuvarlarında tahlil ettirildi. Sonuçları olumsuz çıkan numuneler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bildirildi. Bakanlık bu yıl yaptığı 221 denetim sonucunda 13 firmaya idari para cezası verdi.

K. Y. ve D. S. A.Ş. Satış ve Pazarlama Müdürü K. Büker, Kütahya ve Manisa'nın Alaşehir ilçelerinden aldıkları numuneleri tahlil ettirdiklerini, üzerinde mısırözü yazan kutularda yüzde 100 soya yağı satıldığını tespit ettiklerini vurguladı. Karıştırmanın yanı sıra taklitten de şikâyetçi olduklarını ifade eden Büker, "Karıştırma yapan firmaların İzmir'deki ürünlerinde, benzer karışımı kullanmadıklarını gördük." dedi. Sıvı yağda karışım yapılabileceğini, kanunların buna açık olduğunu hatırlatan Büker, firmaların bunları etiketlerine yazmadıklarına dikkat çekti. Büker, bakanlığın da uygunsuz ürün satan firmaları kamuoyuna açıklamasını istedi. Kaya Büker, büyük yatırımlar yapmış işletmelerin bu işleri yapmayacağını belirtti. Soya, kanola veya pamuk yağlarından o gün fiyatı hangisinin ucuz ise onun karışıma katıldığını aktaran Büker, tüketicileri etiketleri iyi okumaları konusunda uyardı.

İSTANBUL VE İZMİR'DE DE VAR

Karıştırmaya tevessül eden firmaların ürünleriyle yalnızca köy, belde ve ilçelerde değil, her bölgede karşılaştıklarını söyleyen Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı A. Edip Uğur ise İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde dahi karıştırılmış sıvı yağ satıldığını belirtti. "Dernek üyelerimizin yurt sathına dağılmış olması, otokontrollerin her bölgede satışa sunulan bitkisel yağlarda yapılmasını sağlamakta." diyen Uğur, yaptırım güçlerinin olmadığını, yalnızca denetimlerin sıklaştırılmasını sağladıklarını ifade etti. Uğur, bakanlığın uyarılarını dikkate alarak karıştırma kontrollerini artırdığını, kendilerinin yaptığı tahlillerin sonuçlarına göre kanuni işlemler uygulandığını kaydetti.

Mutfakta ithal yağ kullanıyoruz

Bitkisel yağ ihtiyacının üçte biri yerli üretimle karşılanırken geriye kalan 1,1 milyon ton, yağlı tohum veya ham yağ olarak ithal ediliyor. Bitkisel yağ sektörü, yıllık 5 milyon ton yağlı tohum işleme, 1,5 milyon ton rafine ve 1 milyon ton margarin üretim kapasitesine sahip. Türkiye ekonomisi içindeki payı 4 milyar dolar civarında. Ülkede yaklaşık 1,7 milyon ton bitkisel yağ kullanımı var. Kişi başına düşen kullanım ise 21 kilogram. 2008 yılında 900 bin ton ayçiçeği tohumu, 34 bin ton soya fasulyesi, 1 milyon 200 bin ton çiğit ve 82 bin ton kolza tohumu üretildi. Bütün bu yağlı tohumların işlenmesinden sonra yaklaşık 570 bin ton bitkisel yağ elde edildi.

Lezzetli Olarak Bildiğimiz Zararlı Yiyecekler


  Cipsler dünyanın en lezzetli yiyeceklerinden biri gibi gelebilir ama insan sağlığına etkilerine bakılınca sadece obezite, kalp hastalığı sebebi değil. Cipsler aynı zamanda anne karnındaki bebeklerde bile sağlık problemine neden oluyor. Çocuklarda da hiperaktivite, yetişkinlerde kanser gibi sonuçları var.

  Yapılan araştırmalar Avrupa'daki gençlerin haftada en az 2-3 defa cips  yediğini ortaya koyuyor. İngilizler bir yılda 6 milyar paket cips tüketirken, bu rakam aynı zamanda korkunç bir sonuca da işaret ediyor. Bu kadar cips, İngiltere'de kişi başına beş litre yağ içilmesine eş değer.
   Uzmanlar bu sonuçları fast-food sektörünün insanları nasıl avucunun içine aldığının bir göstergesi olarak değerlendiriyor. Ağzınıza bir cips tanesi attığınız anda, ilk olarak tuzun tadı etkisi altına alıyor. Ayrıca cipslerde bol miktarda yağ da bulunuyor. Böylece yağ da tat almanızı artırıyor. Bu yağ trigeminal denilen sinir hücreleri aracılığıyla da hissediliyor ve beyne mesaj gönderiyor. Böylece daha çok yemek istiyoruz ve arzuluyoruz.
 Kaynak:Hürriyet

17 Mart 2013 Pazar

Bahar Yorgunluğu Nasıl Engellenir?


  Bahar Yorgunluğu genel belirtileri arasında ilkbaharda bio ritm düzensizlikleri, gastrit, yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarının artması, bazı hormonların fazla salgılanması bulunmaktadır.
“Neşeli ve enerjik olunmasının da nedeni hormonlardır” diyen Baykal, şöyle konuştu:
“Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığında daha fazla salgılanır. Bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişiklikler, beraberinde yorgunluğu da getirir. Kışın soğuk günleri yavaş yavaş yerini baharın neşesine, ılıklığına bırakırken, birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları ve uyku isteği gibi ortak problemler ortaya çıkar. Bunlar bahar yorgunluğu olarak değerlendirilir.”
Bahar yorgunluğuna bağlı olarak kalp ve romatizma hastalarındaki yakınmaların arttığını vurgulayan Baykal, önlem alınmaması durumunda yakınmaların kronik yorgunluğa dönüşebileceğini ifade etti.

 BOL SEBZE VE MEYVE TÜKETİLMELİ
  Prof. Dr. Yavuz Baykal, vitamin ve mineral eksikliği, hareketsizlik, yüksek tansiyon, kansızlık, gürültü ve stresli iş ortamının yorgunluğu tetiklediğini dile getirerek, yorgunlukla mücadele için bol sebze ve meyve tüketilmesi gerektiğini anlattı.
Sebze ve meyvelerin bağışıklık sistemini güçlendirmesi, vitamin ve mineral ihtiyaçlarının karşılanması açısından önemli olduğunu kaydeden Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Özellikle koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve mor renkli sebze ve meyveler tercih edilmelidir. Ispanak, karalahana, brokoli, pazı, Brüksel lahanası, turp, şalgam, pancar, kereviz, domates, havuç, limon, kuşburnu, elma, kivi, portakal ve mandalina bol tüketilmelidir. Mevsimin özelliğini taşıyan sebze ve meyveler tercih edilmelidir. Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterilmelidir. Kahve, çay, soğuk meşrubatlar, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekler azaltılmalıdır.
Kahve yerine rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çayları tercih edilebilir. Her gün 10-12 bardak su tüketimine özen gösterilmeli. Beslenmenin yanı sıra, uyku düzeni, spor ve psikolojik faktörlere de dikkat edilmesi gerekiyor.”

Kanseri Engelleyecek Yeni İlaç


  Kanser tedavisinde yeni bir ilaç projesiyle,sadece kanserli hücreler tespit edilecek ve buna göre kanserin türüne göre önlemler alınarak,yapılacak tedavi daha etkili olacak.
 Projenin yürütücüsü AÜBİBAM Müdürü Doç. Dr. Genç, pankreas kanserinin, araştırmalara göre riskli kanser türleri arasında yer aldığını belirterek, teşhis edildikten sonraki 6 ay içinde hastaların yüzde 85'inin hayatını kaybettiğini söyledi.

 ÇOK SİNSİ İLERLİYOR
  Başlangıç evrelerinde hiçbir belirti göstermeyen, erken teşhisi ve cerrahi müdahalesi zor olduğu için “ölümcül” olan pankreas kanseriyle mücadele etmek amacıyla geliştirdikleri projenin, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından onaylandığını bildiren Doç. Dr. Genç, şunları kaydetti:
  “Piyasada bir çok kanser ilacı var ancak bunlarda seçicilik yok. Biz ilacı vücuda uyguladığımız zaman, kanserli bölgede lokalize olarak orada toplanacak, sonra aktif madde salınacak. Bu yüzden normal hücreler zarar görmeyecek. Sadece kanserli hücreleri hedeflendirdiğimiz için biz buna 'Akıllı İlaç' diyoruz. Normal hücreler etkilenmediği için tedavi daha hızlı sonuç verecek. Örneğin hasta kemoterapiye girdiği zaman kanserli hücrelerin dışında normal hücreler de ölüyor. Çünkü ikisi birbirine çok benziyor. Normal hücrelerde öldüğü için kemoterapiden sonra hasta bir süre kendine gelemiyor, kür arttıkça hasta daha da bitkin düşüyor. Bu yüzden hem erken teşhise yardımcı olacak hem de tedaviyi kolaylaştıracak bir 'Nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistem' geliştiriyoruz. Böylece normalde hastaya 300-500 miligram dozda verdiğimiz ilacı hedefleme yaptığımız için daha düşük dozlarda belki 100-200 miligram ilaçla tedavi edebileceğiz.”
 KANSERİN VÜCUDA YAYILMASININ ÖNÜNE GEÇİLMESİ AMAÇLANIYOR
  Projeyle hem erken teşhis hem tedavi dolayısıyla pankreas kanserinde ölüm oranını azaltmayı hedeflediklerini dile getiren Doç. Dr. Genç, tedavinin daha hızlı sonuç vermesiyle kanserin yayılmasının da önüne geçileceğini aktardı.
  “Laktoferrinin hücre zarında uygun reseptöre bağlanarak ilgili kanser hücrelerine gidiyor, kanser neredeyse orada toplanıyor” diyen Doç. Dr. Genç, “Vücuda ilacı verdik eğer başlangıç evresindeyse laktoferrin sayesinde vücuttaki kanserli hücreler hedeflenecek, ilacın içeriğinde yer alan demir sayesinde ise MR dediğimiz görüntüleme cihazlarında kanserli bölge daha kolay tespit edilebilecek. Böylece, pankreas kanserinde erken teşhis sağlanmış olacak” ifadesini kullandı.

Çalışmalarının bilim adamlarına ışık tutarak, tüm kanser türlerinin tedavisi için geliştirilebileceğine dikkati çeken Doç. Dr. Genç, projenin iki yıl içinde tamamlanacağını anlatarak, “Nano ilaç taşıyıcı sistemin pankreatik kanser hücreleri üzerindeki etkileri ve hedeflenmeleri önce kültür hücreleri üzerindeki etkileri ve hedeflenmeleri incelenecek, daha sonra deney hayvanları üzerinde, daha sonrada gönüllü hasta grubu üzerinde inceleyeceğiz. Bu konuda hastanelerin onkoloji servisleriyle çalışılabilir. Pankreas kanserinde erken teşhis ve tedavide yol alabileceğimize inanıyorum” diye konuştu.
  Doç. Dr. Genç, “Akıllı İlaç” proje ekibinde AÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Rıdvan Say ve Prof. Dr. Arzu Ersöz ile Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Emel Ergene'nin yer aldığını sözlerine ekledi.

23 Eylül 2012 Pazar

Karaciğer Kisti Bitkisel Tedavi Yöntemi


 Karaciğerde ortaya çıkan kistler hafife alınmamalıdır.Kist teşhisi konulduğunda aylık doktor kontrolu düzenli olarak  yapılmalıdır.Ayrıca bu kistler belli büyüklere ulaştığında  kansere neden olmaktadır.Karaciğerdeki kistler için bitkisel kür ve nasıl hazırlanılacağı aşağıda belirtilmiştir.
  Karaciğer Kisti Kürü
Karaciğerde bulunan hidadik ve basit kistler için önerimiz sabah ve öğlen keçiboynuzu akşamları lavanta kürüdür.
 Orta büyüklükteki keçiboynuzundan yedi tanesini 4cm uzunluğunda kırarak kaynamakta olan yarım litreye yakın klorsuz suyun içine atınız.Kısık ateşte sekiz dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız.Soğuduktan sonra süzerek cam şişeye doldurunuz.Hergün sabah kahvaltısından ve öğlen yemeğinden önce 1 su bardağı içilir.
Aynı gün akşam lavanta bitkisi kaynamakta olan bir buçuk su bardağı klorsuz suya bir tatlı kaşığı atınız ve kısık ateşte onbeş dakika demleyiniz.Demleme işlemi tamamlandıktan sonra sıcakken süzünüz.Onbeş gün boyunca hergün akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içiniz.İçildikten sonra hiçbir şey tüketmeyiniz.her defasında taze olarak hazırlanması şarttır.
 Bu formülü onbeş gün uyguladıktan sonra bir ay ara verip tekrar onbeşgün uygulayabilirsiniz.Daha sonra şikayetinizin seyrine göre dönem dönem uygulayınız.
 Sağlıklı günler dilerim.
Hekim öneri ve kontrollerini ihmal etmeyiniz.

24 Ağustos 2012 Cuma

Petşişeler Damacanalara Göre Daha mı Sağlıklı

 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yasaklanacak riskli kimyasalların listesini yayımladı. Listede, Türk kozmetik sektöründe oje çıkarıcı olarak kullanılan aseton da var.

Milliyet'ten Eylem Türk'ün haberine göre İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, asetonun çözücü olarak kullanıldığını söyleyerek, "Tahriş edici madde olduğu biliniyor. Kozmetiğin yanı sıra endüstriyel kaplamada ve biberonlarda kullanımı yasaklanan bisfenol A üretiminde kullanılıyor" diye konuştu. Murat Akyüz, kozmetik sektöründe bundan sonra aseton yerine Avrupa'da kullanılan etil asetat, iso-propanol (isopropil alkol) ve hidrojen peroksitin aynı amaçla kullanılabileceğini belirtti.

NAFTALİN DE LİSTEDE
  Riskli kimyasallar listesinde asetonun yanı sıra naftalin, çinko oksit, amonyum nitrat, gaz yağı, nikel, kömür zifti, toluen ve kloroform bulunuyor. Sanayide yoğun kullanılan bu kimyasalların, AB uyum süreci çerçevesinde çok yakında yasaklanmasının gündemde olduğuna işaret edildi.
 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Mehmet Baş, konuyla ilgili, Türkiye’nin AB kimyasallar mevzuatına uyum sağlaması halinde, sanayinin temel girdileri arasında yer alan bu kimyasal maddelerin kısıtlanması veya yasaklanmasının gündeme geleceğini ifade etti.
 Mehmet Baş ayrıca, "Sonuçta ya kimyasalın üretim prosesi ve kullanım biçimleri değiştirilerek ya da daha çevre dostu alternatif maddeler bulunarak insan ve çevrenin o kimyasala maruz kalma yoğunluğu azaltılmış olacak” dedi.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Liposuction Nedir ve Nasıl Uygulanır?


Liposuction vücutta belli bölgelerde(işlem göbek, kalça (basenler), bacaklar, diz, bel yanları, sırt bölgesi, ayak bilekleri, kollar ve çene altı gibi bölgelerde) özellikle diyet sonrası toplanan yağların vakum yardımı ile ince kanüller (metal borular) kullanılarak alınması yöntemidir. Bu girişim ile vücudun diğer bölgelerine göre daha fazla yağ toplanması olan yerlerden yağlar alınarak vücuda daha orantılı bir şekil kazandırılmaktadır. Bu işlem göbek, kalça (basenler), bacaklar, diz, bel yanları, sırt bölgesi, ayak bilekleri, kollar ve çene altı gibi bölgelerde özellikle uygulama alanı bulmaktadır.

  Liposuction işlemi büyük enjektörlerle veya vakum cihazı kullanılarak yapılabilir. Her iki durumda da vücut bölgesine göre değişmek üzere 2, 3 ve 4 mm çaplı kanüller kullanılır.
  Liposuction amacı yağların uzaklaştırılarak vücuda düzgün bir şekil vermektir. Kilo vermeye yönelik tedavi yöntemi değildir. İdeal olarak kilosu normal ya da normalden biraz fazla olan ancak vücudun belli bölgelerinde özellikle yağların biriktiği yerlerde uygulanmaktadır.
  Liposuction ameliyatı yağ alınacak bölge uyuşturularak lokal anestezi altında veya genel anestezi altında yapılabilir. Biz çok geniş alanlarda çalışma gerekmediği durumlarda lokal anestezi ile desteklenmiş sedasyon anestezisini tercih edilmektedir. Lokal anestezi ile desteklenmiş sedasyon anestezisiyle yapılan girişimlerde de anestezist doktor ameliyatta bulunmakta ve hastayı yatıştırıcı birtakım ilaçlar ile rahatlatmakta ve ağrı duyması muhtemel evrelerinde kısa süreli olarak uyutmaktadır.

Kalça ve basen bölgesinden nasıl kilo verilir?


Dengesiz beslenme ve hareketsizlikle birlikte özellikle bayanlardaki hormon bozukluğu kalça ve basen bölgesinde yağlanmalara neden olmaktadır.  Bu sebeple kalça ve basen yağlanmaları, kadınların korkulu rüyası olmaktadır.

  Vücudumuzun neresi olursa olsun öncelikle düzenli beslenme ve hareket şarttır. Uygun diyete başladıktan sonra basen ve kalça bölgesinden incelmek için bir takım hareketler yapmak gerekir. Şimdi hareketli resmimizi inceleyerek kolaylıkla yapabileceğiniz ve basen ve kalça bölgenize yönelik olan hareketleri inceleyip uygulayın. Bu hareketler neticesinde yağlarınız kasa dönüşecektir. Ancak bazı bayanlar kas yapmaktan korkmaktadır. Unutmayalım ki bayanlarda kas oluşumu erkeklere nazaran çok daha az olur ve spor yaparak zayıfladığınızda basenlerinizin kalınlaşmasından korkmamalısınız. Spor ile gelen zayıflama daha sağlıklı olur ve sarkmalar vücut çatlakları riski ortadan kalkar.

Ramazanda Diyet Yapanlar Kalbinize Dikkat!


 Bu yıl Ramazan ayı yaza denk geldiği için açlık süresi 15-16 saati buluyor. Oruç tutup bir de kilo almamak için iftarda yeterli beslenmemek, kalp krizine davetiye çıkarıyor.
Fazla kilolarıyla mücadele edenler, diyetlerini Ramazan ayında da sürdürmek isteyebilir. Ancak bu yıl Ramazan ayı yaza denk geldiği için açlık süresi ortalama 15 saati buluyor. Uzmanlar uyarıyor: "Özellikle aç kalarak kilo vermeyi denemek, yetersiz enerji almak metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Uzun süreli açlıkta eğer yeterli besin de tüketilmiyorsa vücut enerji ihtiyacını kastaki depolarından karşılar ve sıvı ile kas kaybı yaşanır. Susuzlukla birlikte bu durum uzun vadede ani kalp krizlerine varan ciddi problemlere neden olabilir."

KITLIK SİNYALİ
Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Özyurt Şafak, Ramazan ayından beklentinin hiçbir zaman kilo vermek, zayıflamak olmaması gerektiğini belirtiyor. Uzun süreli açlıklarda vücut yeterli enerji alamadığı için 'kıtlık' sinyali alıyor ve enerji harcamasını yüzde 40'a kadar düşürüyor. İftarda yenilecek besinleri kendini koruma amacıyla depoluyor. Bu nedenle iftarda hızlıca ve çok yemek yenilmemelidir. Oruç, su ve hurma ile açıldıktan sonra 1 kase çorba içilmeli ve 20 dakika ara verildikten sonra ana yemeğe geçilmelidir. Oruç boyunca tok ve enerjik hissetmek için mutlaka sahura kalkılmalıdır. Sahurda hazmı, sindirimi kolay, yüksek enerjili ve proteinli besinler tercih edilmelidir. Sahura 1 bardak süt ve 1 porsiyon meyve eklenmesi en sağlıklı seçim olacaktır.
8 BARDAK SU
Ramazanın bu sıcak havalarda belki de en zorlayıcı kısım susuzluk. İlave olarak terle beraber vücuttaki sıvı kaybı kardiyak problemler açısından risk oluşturur. Sağlıklı kişilerde bile tansiyon problemleri görülebilir. Kaybedilen suyun yerine konulması için iftardan sahura kadar olan süreçte sık aralıklarla 8-10 bardak su içilmelidir. Mideyi rahatlatacak bitki çayları, az şekerli komposto, ayran, cacık gibi içecekler de sıvı ihtiyacını karşılamak için tüketilmelidir.
SIVI KAYBINI ÖNLEYİN
* Oruç nedeniyle oluşan tansiyon düşüklüğünü ve yüksekliğini yiyeceklerle dengelemek mümkün mü? Yoksa doktora mı gidilmeli?
Oruç nedeniyle tansiyon düşüklüğünün en önemli nedeni açlığın yanında sıvı kaybı ve susuzluktur. Bu nedenle oruçluyken sıcaktan korunmalı, serin ortamlarda bulunulmalı, yorucu, vücuttan sıvı kaybını artıracak işlerden kaçınılmalıdır. Oruçluyken herhangi bir şey tüketilemeyeceği için tansiyon düşüklüğünde oruç bozulmalı, su ve tuzlu ayran tüketilmelidir. Ve gecikmeden doktora gidilmelidir.